22 Ağustos 2010 Pazar

Sen orucu tutarsın ama, orucun seni tutması nasip işidir


Eskilerde söyler miydi bilmiyorum ama son yıllarda duyduğum bir söz var. Ola ki bir isimsiz şairindir ya da ben bilmiyorumdur cahilliğime verin "tut beni ey oruç, kıl beni ey namaz" diye.

Allah var bu sene oruç beni geçen yıldan fazla tuttu ama başka bir türlü tuttu. Bünyem perişan oldu, uyku düzenim bozuldu. Gücüm kuvvetim tükendi. Çok yorulacak şeyler yapmadım ama kalbim sıkıştı, yüreğim daraldı. Halsizleştim güçsüzleştim. Ağzımdan burnumdan kan geldi, dudaklarım patladı. Dayak yemiş boksörlere döndüm.

Bunların hepsi bir hafta içerisinde oldu. Geçmişte de olurdu ufak çaplı yorgunluklarım ama son bir kaç yıldır giderek artan tempoda yaşımın ilerlemesinin de, havaların aşırı sıcak olmasının da etkisinden olsa gerek ilk defa bu kadar zorlandığımı hissettim. 

Doğru düzgün yemek de yiyemiyorum. Susuzluk had safhada ama yemek istemiyor pek bünyem. Yine her ramazan olduğu gibi 3-5 kilo veririm sanırım. Biraz moral ve sinir bozukluğu ile dünya işlerinin pek rast gitmemesi de buna eklenince resmen oruç beni muma çevirdi bu Ramazan. Kendisini kutlarım:)

Oysa “tut beni oruç” denilen şey bu değil. Bu olsa olsa otobüs tutması gibi bir şey. Yine de düşündürücü. Pakistan’ı sel aldı. İnsanlar öldüler, yakınlarını mallarını mülklerini kaybettiler ve ihtimal yine bir avuç pirinç pilavı bir parça ekmek ile oruç tutuyorlar. Benim ki onun yanında ne ola ki? Her gün lüks sofralarda verilen iftarlarda açılan oruçla, onların o zorluklar altında açtıkları orucun ecri bir midir?

Orucun seni tutması demek, dilini de tutması demek, elini de tutması demek, bütün azalarına oruç tutturabilmesi demek. Aynı şekilde üşenerek gidilen ve kaçar gibi çıkılan namaz da seni tutmuyor. Nefsini adam etmeyen ibadetlerin, kabul olup olmayacağına veya derecesine dair işaretleri buradan alıp, anlamak mümkün.

Evet, sevgili oruç, bu sene de ben seni tutuyorum ama sen de beni tuttun sağ olasın var olasın en azından fiziksel olarak tuttun. Yaşlandığımı, yıprandığımı ölüme bir adım daha yaklaştığımı hatırlattın bana. Susuzluğu yaşatıp, suyun ne büyük bir nimet olduğunu gösterdin. Açlığı yaşatıp, açların halini düşündürdün.

Henüz dilimi tutamıyorum. Hak edene hakkını vermekten, kaşınanı kaşımaktan, sinirime öfkeme isyanıma (ne kadar haklı olsam da) dur demekten yana pek başarılı olamadım. Hatta eski zamanları düşününce oldukça başarısızım ama ne yaparsın imtihan dünyası işte.

Mevla’m hikmetinden sual olunmaz bazen ısmarlama gibi gönderiyor kullarını, kimi borç takıyor, kimi laf atıyor, kimi öfkesini kusuyor, kimi öde öde bitmemiş faturaları yine tahsilâta çıkıyor. Ya sabır diyemiyor ki insan her zaman. Yaş ilerlemiş ama henüz o kadar pişmemişim demek ki. Ya da o kadar kaynamış ki kazanım, su kabında durmuyor...

O yüzden senden ricam, bugüne kadar ağzımdan burnumdan kan getirerek bünyemi yola getirdin. Tansiyonum alt üst oldu, başımın ağrısı, yüreğimin sancısı ile bildim ki sen beni tuttun ey oruç. Hadi şimdi lütfen ruhumu da tut, nefsimi de tut...

Tut beni ey oruç. Lütfen tut!